30.05.2011 Tarihli Milliyet Gazetesi

Erdem, “66. madde birçoğumuza göre kutsal. Bir değişiklik üniterliği bozar! Tam tersi. 66 değişmezse üniter yapının değişme ihtimali ortaya çıkar” diyor.


 

Prof. Dr. B. Bahadır Erdem, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Milletlerarası Özel Hukuk Anabilim Dalı öğretim üyesi. Ama bu anabilim dalı dışında verdiği bir ders var ki, amfileri ağzına kadar dolduruyor: Vatandaşlık Hukuku. Bu ders, şimdi bir de kitaba dönüştü. Erdem’in “Türk Vatandaşlık Hukuku” kitabı Beta Yayınları tarafından basıldı. Prof. Dr. Erdem’in üniter yapı ve vatandaşlık tanımı üzerine söyledikleri, özellikle seçime kısa süre kala gittikçe ısınan siyasi gündem içinde dikkat çekici.

 

“Vatandaşlık hukuku” pek de dilimizde olan bir kavram değil. Nedir vatandaşlık hukuku?

Ben 18 senedir hukuk ve siyasal Bilgiler fakültelerinde bu dersi veriyorum. Çünkü hayatın kendisi bu: Vatandaşlık hukuku bütün ülkeyi ilgilendirir. Sözünü ettiğimiz, devletle vatandaş arasındaki bağdır. Bu bağda vatandaşın devlete karşı tek bir görevi vardır: Sadakat bağı. Devlet de bunun karşılığında vatandaşını korumak zorundadır.

 

Bu sadakat bağı bugün bazı kesimler için epeyce zayıf.

Türkiye’de bazı kesimlerin devletle sadakat bağı zayıflamış durumda. Bakın Ermeni vatandaşlarımıza, Hrant Dink’e olanlardan sonra kendilerini büyük bir tehlike ve küskünlük içinde hissediyorlar. Çünkü, devlet onu korumadı. Devletin görevi, buradaki küskünlüğü tamir etmek.

 

Aynı şey Kürt meselesinde de geçerli değil mi?

Türkiye’de insanlar gerçeklere gözlerini kapatmak konusunda büyük bir ustalığa sahip. Biz kendimiz gibi düşünmeyeni, kendimiz gibi yaşamayanı kabullenmiyoruz. Onu dışlamakta, kendimizi ayrıştırmakta bizim kadar mahir bir halk yok. Kürt kökenliler yıllardan beri demokratik haklarının verilmediği konusunda şikayetçiler. Aleviler ya da Ermenilerin de kendilerine has şikayetleri var. Aşırı milliyetçiler açılım lafına tahammül edemiyorlar. Üniter yapının tehlikede olduğunu düşünüyorlar. Türkiye’nin gerçeği bu. Devlet bu gerçeği görmek ve buna göre politika üretmek zorunda. Vatandaş da bunu aktif olarak talep etmek zorunda. Mevcut anayasa diyor ki, “Devlete vatandaşlık bağıyla bağlı olanlar Türktür.”

 

Vatandaşlık hukuku içinde bu cümleyi nasıl okursunuz?

66. madde böyle der. Bu Türk sözcüğü, ırk, mezhep, dinden bahsetmiyor. Bu, hukuki bağı söylüyor. Nereden geliyor biliyor musunuz? 1876 tarihli Kanuni Esasi’den. Diyor ki, “Osmanlı devletinde bulunan tebaa, mezhep din farkı gözetmeksizin Osmanlı sayılır.”

 

Ama, Osmanlı bir ırka işaret etmiyor, Türk sözcüğü aynı anda bir ırka işaret ediyor.

1876’dan sonra Türkiye’nin ilk anayasası 1924 Anayasası’dır. Diyor ki, “Türkiye ahalisi ırk ve din farkı olmaksızın Türk ıtlak olunur.” Oradaki Osmanlı lafı, gelmiş aynen Türk olmuş. İyi de Osmanlı ile Türk bir mi? Tarihte iki millet anlayışı var. Biri subjektif, diğeri objektif millet anlayışı. Subjektif olan şu: Millet oluşturma niyeti. Ortak bir geçmişe sahip olan, gelecekte ortak tarih yazmak isteyenler millet oluşturur. Atatürk, 1924 anayasasında bu millet anlayışından bahsediyor, ki bunun yazılı delilleri de var.

 

Ne var ki bugün bu Türk sözcüğünün yarattığı algı başlı başına bir sorun.

Evet, biz istediğimiz kadar “bu hukuki bir bağdır” diyelim, adam, “yok kardeşim ben bunu böyle anlamıyorum” diyor. Haklı. Çünkü, hukukta şekil esasın yarısıdır. Siz anayasanızı herkesi kucaklayan ve hiç kimseyi rahatsız etmeyecek şekilde düzenlemek zorundasınız. Anayasanın 66. maddesi, toplumumuzun, hatta hukukçuların da birçoğuna göre kutsal bir madde. En ufak bir değişiklik üniterliği bozar! Tam tersi. 66. madde değişmezse, bu devletin üniter yapısının değişme ihtimali ortaya çıkar. Ya gerçekleri göreceğiz ve devlet güçlü devlet olarak her vatandaşın lehine çözümler üretecek, ya da son 30 yılda yaptığımız gibi kafamızı kuma gömeceğiz.


Öneriniz ne?

“Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı” tanımını kullanmak.